Psikolojik Danışmanlık ve
Evlilik Terapileri Merkezi

Sınırlarımız ve Sınır Koyma

Sınırlarımız ve Sınır Koyma

Yaşam içinde her canlı kendisine özel bir alan yaratır. Bu özel alanın büyüklüğü her canlı için farklıdır ve farklı zamanlarda bu alanın büyüklüğü değişkenlik gösterir. Genellikle insanların yaşam alanı, kollarını iki yana açtığında çevresini sınırlayan alandır. Bu alanın içine kimin, ne zaman, hangi durumda ve nasıl gireceği o insan tarafından belirlenir. Ayrıca bu alanın; başka bir deyişle diğer bir insanla araya konulan mesafenin ne kadar büyük olacağı insandan insana, o insanla yaşanılan ilişkiye ve o anda içinde bulunulan duruma göre de değişkenlik gösterir.

Örneğin, ağzına kadar dolu bir otobüste yolculuk ederken, yanımızdaki insanlarla bitişik olduğumuzu fark edebiliriz. Ama bu durum bizi çoğu zaman rahatsız etmez çünkü bunun duruma özel olduğunu biliriz. Ama boş bir otobüste diğer bir yolcunun bize bu kadar bitişik durmasını istemeyiz. Çünkü bu durumda bizim yaşam alanımıza tanımadığımız bir insan izinsiz ve gereksiz olarak girmiştir. Başka bir örneği de alanımıza giren kişiler üzerinden vermek isterim. Örneğin, yeni tanıştığımız bir insanla sadece tokalaşırken, daha önceden tanıdığımız bir insanla sarılıp öpüşebiliriz. İnsanların yakınlık derecesiyle diğerlerini alanına sokma derecesinin orantılı olması doğaldır. İnsanlar bu alanı, sınırlarını belli etmek için koyarlar. Sınırlar sadece fiziksel olarak konmaz, beden dilimizle diğer insanlara gösterdiğimiz ve başkalarının ne kadar, ne şekilde gireceğini belirlediğimiz sınırlar, aynı zamanda psikolojik olarak da karşılık bulurlar. İşte tam bu noktada özellikle çocuklarımıza ne kadar ve ne derece sınır koyacağımız konusu ortaya çıkar. Çocuklara sınır koymak zorlayıcı gibi gözükse de, aslında bu durum sizin diğer insanlara da nasıl bir tutum sergilediğinizle bire bir ilgilidir. Bunu bir örnekle daha iyi açıklayabilirim. Yarına yetiştirmeniz gereken bir iş olduğunu farz edin. Akşam çalışmak için masaya oturdunuz ve telefon çaldı. Arayan kişi en yakın arkadaşınız ve bir konu hakkında sizden fikir almak istiyor. Konuşma uzayacağa benziyor. Bir yandan yarınki işinizi bitirmeniz gerekiyor, bir yandan dün gece uykunuzu güzel alamadığınız için çalışma veriminizin ilerleyen saatlerde düşeceğini hissediyorsunuz. Bir yandan da arkadaşınızın size ihtiyacı var. Ne yaparsınız? Burada seçebileceğiniz birkaç yol var. Arkadaşınıza çalışmanız gerektiğini ve bu konuyu daha sonra konuşma ihtimaliniz olup olmadığını sorabilirsiniz. Ya da işinizi bırakıp, yarın zor durumda kalmayı göze alıp arkadaşınızı dinleyebilirsiniz. Ya da çalışmanız bittikten sonra arkadaşınızı tekrar arayıp uykunuzdan feragat edebilirsiniz. Ve belki de sizin aklınıza başka bir yol daha gelmiş olabilir. Seçeceğiniz yolun hangisi olduğunu, yetiştirmeniz gereken işin önem derecesi, bunun için harcamanız gereken zaman, sizi arayan kişiyle olan ilişkiniz, ona yardım etmeniz sonucunda elinize geçecek ikincil yararlar vb. belirler. Ama her durumda ve her koşulda sürekli aynı yolu seçiyorsanız bir sorun yaşıyorsunuz demektir. Kendi işlerinizi önemsemeyip her durumda arkadaşınıza yardım etmeyi seçiyorsanız sınırlarınızı tam olarak belirleyemediğiniz ve sınırlarınızın gevşek olduğu anlaşılabilir. Daha önce de dediğim gibi, sınırlar esnek olmasına rağmen bu esneklik bir süreklilik teşkil ediyorsa, insanlar bu sınırı sürekli aşmaya alışırlar. Bazı durumlarda sınırlarımızın katı olması da gerekebilir. O zaman karşımızdaki insan sizin sınırınızı daha iyi tahlil edebilir ve ona göre davranabilir. Bu da aslında karşınızdaki insan için daha güvenli bir alan yaratır. Eğer ki sınırınız belli değilse, kişi sizinle nasıl bir etkileşim içinde bulunması gerektiğini deneyerek öğrenmek zorunda kalacaktır. Bu da ilişkinizin zedelenmesine neden olacaktır.  
 

Başkalarına koyduğunuz bu sınırlar eşiniz, sevgiliniz ve hatta ÇOCUKLARINIZ için de geçerlidir. Çoğu aile çocuğuna sınır koymakta zorlanır. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Bunlardan birkaçını saymak istiyorum: bebeğin ana rahmine düşmesinden 1-1,5 yaşına kadar olan dönemde anne ve çocuk bitişik olarak yaşam sürdürürler. Çocuk annenin veya bir başka insanın bakımına muhtaçtır. Kucaklanmak, emzirilmek zorundadır. Bebek annesinden ayrışana ve başka bir birey olduğunu anlayana kadar annesinin bir uzantısı olduğunu düşünür. Aynı şekilde anne de çocuğuna buna benzer hislerle yaklaşır. İlk zamanlarda bu doğaldır. Bu dönemlerde anneler ve diğer bakım verenler, “hadi bakalım altımızı değiştirelim”, “şimdi yemeğimizi yedik” gibi çoğul cümleler kurabilirler. Ama daha sonraları çocuk çevresini incelemeye, keşfetmeye ve dolayısıyla bakım vereninden ayrışmaya başlar. Bu ayrışma dönemi çocuk için en önemli dönemlerden biridir. Çocuğun kendisini yeterince ayrı bir birey gibi hissedebilmesi aynı zamanda da güvende hissedebilmesi için bakım verenin dikkatli davranması gerekir. Bu ayrışma konusunu başka bir yazıda ayrıntılı bir şekilde açıklayacağım. Çocuk anneden daha sonra ayrılan bir varlık olduğu için onun ne kadar uzakta tutulacağı, ne kadar sınır konulacağı konusu daha karmaşıktır. Hâlbuki diğer insanlara sınır koymak daha kolay gelebilmektedir. Çünkü diğerlerinin zaten daha öncesinde de bizden ayrı bireyler olduklarının farkındayızdır. İkinci bir sebep ise, çocuklarımıza beslediğimiz duygulardır. Onları o kadar çok severiz ki objektif bir şekilde karar vermekten aciz kalabiliriz. Bir yandan onların üzülmesini istemeyiz ama bir yandan da doğru olanı yapmamız gerektiğini biliriz. Başka insanları reddetmek daha kolayken, iş çocuklarımıza geldiğinde zorlanabiliriz. Bunu aşmamızın tek yolu sınır koyma ve onların her istediğini yapmama davranışının onlara zarar vermeyeceğini bilmektir. Aynı şekilde istedikleri hiçbir şeyi önemsememek de çocuklarımıza zarar verir. Burada değinmek istediğim nokta, diğer insanlara nazaran çocuğumuza sınır koymak daha zor gibi görünse de aslında diğer insanlarla olan ilişki dinamiklerimiz ve sınırlarımızın gevşeklik derecesi aynı zamanda çocuğumuzla olan ilişkimizi ve sınırlarımızı da belirler. 

Peki, çocuğumuza sınır koymak ne demektir ve bunu nasıl yapacağız?
 

Bunu yapabilmenin ilk şartı öncelikle ne istediğimizi bilmektir. Biz bireyler olarak her birimiz öncelikle kendi mutluluğumuz ve refahımız için çalışırız. Bunu başkalarına zarar vermeden yaptığımız taktirde çevremizdeki diğer sevdiklerimiz de bu durumdan iyi yönde etkilenirler. Örneğin kendisi için iyi bir şey yapmayan annenin çocuğu, annesi mutlu olsun diye onu mutlu edecek şeyler yapabilir ve kendi hayatından zevk almayı unutabilir. Aslında anne çocuğuna iyilik yaptığını düşünürken çok büyük bir kötülük yapar böylelikle. Ya da anne sınırlarını o kadar gevşek bırakır ki çocuk o sınırları bulmak için debelenir ve sonunda anne babasına öfke geliştirir. Tekrar başa dönersek, sizler birey olarak ne istediğinizi ne istemediğinizi bilirseniz, çocuk ona göre şekil alabilir. Çocuklar ne istediklerini genelde bilirler. Ama bunun kime yararlı, kime zararlı olacağını, bu istek gerçekleşirse neler olacağını her zaman düşünemeyebilirler. Onlar yetişkinler tarafından desteklenmeye ve yönlendirilmeye ihtiyaç duyarlar. Onlar buna ihtiyaç duyduklarında yetişkin bu güveni veremiyorsa o zaman sınırlar gevşek demektir. 

Örneğin, çocuk yemekten önce çikolata yemek istiyor. Siz ise iştahı kapanmasın diye bunu yapmasını istemiyorsunuz. 10 kere aynı durumla karşılaştığınızı düşünürsek en azından bir defasında izin verebilirsiniz. Çünkü çocuk da bir birey olduğunun farkına varmalıdır. Ama eğer bunu her istediğinde yapıyorsanız, çünkü ağlamasından ya da üzülmesinden korkuyorsanız, yanlış yapıyorsunuz demektir. Bu durumda çocuğa “Çikolatayı çok sevdiğini ve şu anda yemek istediğini biliyorum ama annen(baban, anneannen, deden) olarak bunu yemekten sonra yemeni daha uygun görüyorum. Çünkü…” demek en güzel cevap olacaktır. Söz verdiğiniz şeyleri yapmak ve bazen ona da inisiyatif tanımak şartıyla onun istediği her şeyi her zaman yapmamalısınız. O zaman ilişkiyi çocuk yönetmeye başlayacaktır ve istediği şeyler yapılmadığı taktirde sizi üzecek davranışlara başvuracaktır. Aynı yukarıda belirttiğim gibi, diğer insanlara sınır koymadığınız taktirde nasıl ilişki başkalarının eline geçiyorsa, burada da çocuğun eline geçmiş olacaktır. Hâlbuki her ilişki en az iki kişiliktir ve ilişkinin ipleri de bu kişilerin elindedir. Birisi daha çok çekerse diğeri düşer. Bizim ise ilişkilerde görmek istediğimiz şey bu değildir. İp gergin olmalıdır ama kimse bundan zarar görmemelidir. 
 

Unutmayın ki siz de bir bireysiniz ve dünyadaki göreviniz sürekli başkalarını mutlu etmek değil. Bu başkası çocuğunuz olsa bile. Eğer onu gerçekten bir birey yerine koyuyorsanız, onunla olan ilişkinizi bir tarafın yönetmesine izin vermemelisiniz. Sınırınız net ama belli durumlarda aşılabilir olmalıdır. Her şeye “hayır” dememeli ama her şeye “evet” de dememelisiniz. Bir kere “hayır” dedikten sonra ağlaması, mızmızlanması, kendini yere atması sonucu değiştirmemelidir. Ama neden “hayır” dediğinizi de açıklamalı, onu anladığınızı da göstermelisiniz.     

Uzm. Psikolog Aslı Handan Avşar