Psikolojik Danışmanlık ve
Evlilik Terapileri Merkezi

Bebek ile başlayan Evlilik Problemleri

Bebek ile başlayan Evlilik Problemleri

Gözde Bilenser, Çift ve Aile Terapisti
 
Evlilik, çiftlerin bebek yapmaya karar vermesi ile değişime başlar aslında. Psikolojik ve maddi hazırlıklar bir yana, hamilelik değişimin en somut şekilde görülmesini sağlayan dönemdir. Rutin gidilen doktor randevuları, bebeğin odasının hazırlanması, kıyafetlerinin alınması, yıkanması, ütülenmesi ve tabii son dönemlerde moda olan babyshower partileri (hoşgeldin partisi) en önemli hazırlıklardır bebek ve ebeveynler için. Bu hazırlıklar ne kadar heyecan verici olsa da, birçok hamilelikte anne adaylarının bazı şikayetleri de bulantı, kusma, baş ağrıları, halsizlik, el ayak şişmeleri, vb.  bu dönemde başlar. Anne adayları kilo alır hatta birçoğu kendini çirkin hisseder bu dönemde. Ama bunlar sadece fırtına öncesi sessizlik olarak da adlandırılabilir. Asıl zorlu dönem, bebeğin dünyaya gelmesi ile başlar.

Aileye yeni gelen bebeğe alışmak, aynı zamanda anne ve babalığa alışmaktır. Artık çiftlerin evinde sabah kalktıklarında yoğun, koşuşturmalı bir gün başlar. Genellikle baba işe giden, anne ise evde bebeğe bakandır. Çalışan kadın için bu dönem daha da zordur. Hem bebeğine hem ev kadını görevlerine hem de artık çalışmayan kadın olmaya alışması gerekmektedir. Birçok kadın için bu süreçte evde olmanın hasretinden bahsedebilir fakat çalışmaya alışmış kadın için evde olmak, o kadar da kolay değildir. Bir de bu sürece MÜKEMMEL ANNELİK, MÜKEMMEL EV KADINLIĞI VE MÜKEMMEL EŞ olma çabaları eşlik ederse kadının kaygısı artar ve kendini gerçekleştirmesi imkansız bir döngünün içinde bulabilir. Bu MÜKEMMEL KADIN hiç birşeyi yetiştirememekten, evde fazlasıyla yorulduğundan kendine vakit ayıramamaktan, duş almaya bile fırsat bulamamaktan, evin sürekli dağınık olmasından, bebeğin ne kadar yemek yediği, hangi saatte ne yiyeceğinden, hangi saatte uyuyacağından ve bunlar gerçekleşmez ise bütün düzenin bozulduğundan bahsedendir aslında. MÜKEMMEL KADIN yoktur. Kadın herşeyi mükemmel yapmaya çalıştıkça, daha çok eksik, daha çok yapılamayan iş, daha fazla suçluluk ve daha fazla anneliğini sorgular bulabilir kendini. Mükemmel olmaya çalışmaktan kaçınmalı, kendine vakit ayırmakla beraber sorumluluklarını mümkün olduğunca yerine getirmeye çalışmak, aslında rutinin sağlıklı işleyebilmesi için yeterlidir.

Anne-babaları bekleyen en zorlu konulardan biri ise ev içi yükümlülüklerin artması ile beraber sorumlulukların da değişmesidir. Bebeğe hoşgeldin demek isteyen misafirler vardır listede. Evin derli toplu ve temiz olması, gelen misafirlere ikram edileceklerin hazırlanması, bir yandan da bebeğin bakımı karşılaşılan ilk sorunlardır. Bu süreçte yeni annelere verilecek destek çok önemlidr. Fakat verilecek desteğin yeni anne-babaların sınırlarını ihlal etmeden yapılıyor olması da dikkat edilmesi gereken hususlardandır. İlerleyen zamanlarda ebeveyn olarak da sorumluluklar artar. Rutine giren bebek bakımı ve uykusuz geceler, anneleri en çok zorlayan konulardan biridir. Özellikle emzirme döneminde bebekler geceleri sık sık uyanıp, anne ve babalarını da uyandırırlar. Birçok ebeveyn bu dönemde hayatlarını kolaylaştırmak adına bebeklerini odalarına hatta yataklarına alırlar. Bu karar, özellikle annelerin hayatlarını kolaylaştırsa da, uzun vadede çift ilişkisini olumsuz etkileyen bir faktör haline de gelebilir. Uyku problemi yaşayan bebek annelerinin bebekleri uyuduğu zamanı uyku ile değerlendirmeleri çok önemlidir.  

Bebek sonrası terapiye gelen çiftler arasında en yaygın görülen tartışma konularından biri de, eşlerinin yeni annelere yardım etmemeleridir. Bebekler ilk dönemlerinde annelerine tamamen bağımlıdır. Birçok baba bu dönemde kendini dışlanmış hissedebilir. Ancak babaların dışarıda kalmasını sağlayan sadece dışlanmışlık hissi değil, aynı zamanda ne yapacağını bilememesi de olabilir. Kadın yardım çağrısı yaptığında istediği desteği eşinden alamaz ise anlaşılmadığını hissederken, erkek alışmadığı ev içi ekstra görevler nedeniyle çaresizlik duyguları ile baş etmeye çalışır. Sorumlulukların tekrardan gözden geçirilip gerçekçi bir şekilde dağıtılması önemlidir. Eşlerin birbirlerine yardım etmesi kadar dışarıdan alınacak yardım da göz önünde bulundurulmalıdır.

Çift terapisinde gözlenen bir diğer önemli konu ise aileye yeni katılan bebek sonrasında eşlerin hala çift olduklarını unutmalarıdır. Bebekle beraber hayata bakış, öncelikler, insanlarla iletişim, konuşulan konular da değişmeye başlar. Çiftler kendi aralarında daha önce konuştukları konulardan çok bebek bugün bunu yaptı, bebeğin şuyu eksik gibi konuları konuşmaya başlarlar. Çok hızlı bir şekilde sosyal hayat da değişmeye başlar. Dışarı çıkmak için hazırlık süreci gereklidir artık. Gidilecek ortam, görüşülecek kişiler de değişmeye başlar. Çocuklu ailelerle görüşme tercih haline gelmekle beraber gidilecek yerin havadarlığı, gürültü seviyesi, yemekleri gibi konular da önemli olmaya başlar. Artık daha çok ayrıntı düşünmek ve dışarı çıkabilmek için daha çok çaba sarfetmek gerekmektedir. Çiftlerin baş başa kalma olanakları da azalmaktadır. Özellikle bebek uyuduktan sonra eşlerin mutlaka birbirlerine zaman ayırmaları, bebek harici konularını konuşmaları ve çift olma hallerine dönmeleri gerekmektedir. Unutulmaması gereken nokta şudur: Bebek bakımında olduğu gibi çift ilişkilerinin sağlıklı sürdürülebilmesi de emek istemektedir.

Doğum sonrası çiftlerin yaşayabileceği bir problem de cinselliktir. Lohusa adı verilen doğum sonrası ilk 6 haftalık süreçte, kadında kanamalar başlar. Lohusa dönemi, kadının rahminin toparlandığı dönemdir. Bu yüzden cinsellik tavsiye edilmemektedir. Ancak bu süreç sona erdikten sonra da birçok kadında cinsel isteksizlik gözlenmektedir. Hamilelikte alınan kilolar, doğum öncesi ilişki odaklı yaşamın doğum sonrası çocuk odaklı yaşanmaya başlanması, geceleri sık sık uyanmalar, rutin yorgunluk gibi faktörler kadının cinsel isteksizliğine yol açabilir. Emziren kadınlarda prolaktin hormonunun yükselmesi, östrojen ve progesteron hormonunu baskılamakta ve dolayısıyla vajinada kuruluk ve cinsel isteksizlik yaratabilmektedir. Böyle bir süreçte erkeğin yaşayabileceği sorunlar da göz ardı edilemez. Birçok erkek, kadını artık eşten çok anne olarak görmektedir. Emziren kadınların cinsel ilişki sırasında göğüslerinden süt gelmesi hem kadını hem de erkeği etkileyebilir. Ayrıca kadınlarda cinsel ilişki esnasında genital bölgenin yeteri kadar ıslanmamasından ağrı hissedilebilir. Bu tip durumlar, kadınlarda vajinusmus gibi problemlere yol açabilir. Kadın ya da erkekte cinsel isteksizliğin devam etmesi durumunda, mutlaka cinsel terapiye başvurulmalıdır.

Aileye yeni bir bireyin katılması stresli bir dönemdir. Bu sürecin stresini bütün anne ve babalar yaşar. Birçok aile bu süreçten yaralanarak çıkmaktadır. Bu sürecin daha sağlıklı geçebilmesi için yapılacaklar, stresi düzeyini azaltır ancak yine de bu dönemin çok kolay geçmeyeceği bilinmelidir. Çiftlere “tartışmayın” demek yerine “tartışmalarınızı alevlendirmeyin” demek daha doğrudur. Tabii ki tartışmalar olacak... Bu tartışmalarda birbirlerini suçlamak yerine bu sorumluluklarla nasıl başedebileceklerini, birbirleri için neler yapabileceklerini konuşmaları daha sağlıklı bir adımdır. Çocuk bakımı zordur, yıpratıcıdır. Ancak alevli tartışmaların bu süreci daha da zorlaştıracağı unutulmamalıdır. Dışarıdan gelecek yardımlar da çok önemlidir. Aile büyükleri yeni ebeveynlere kucak açarlarsa hayatlarını kolaylaştırabilirler. Ancak burdada dikkat edilmesi gereken husus, yeni ebeveynlerin talep ettiği kadarını vermektir. Bu zorlayıcı süreci kolaylaştırmak sabır ve emek ister. Eğer çıkmaza girdiyseniz, bekleyip zamanın ne göstereceğine bakmak yerine, aile danışmanlığına başvurmak ve destek almak çok daha olumlu sonuçlar almanızı sağlar.